27 06 2007

eger

Eger "9" canli olsaydin bile... En fazla "8" kez kacabilirdin olumden... Bilki "7" duvele sultan olsan dahi... Yerin "6" mekan olacak sana... En fazla "5" metre kumas goturebileceksin... Kapatacaksin "4" acsanda gozunu... Bu dunya "3" gunluk dunya... Azrailin yaninda "2" kat olup yalvarsanda nafile... Elbet "1" gun oleceksin... Iste o zaman hersey "0" dan baslayacak... Devamı

16 04 2007

abdest suyu

abdest suyu... bekle ben geldim...dokun elime... burnum ve yüzüme... kollarim senin... saçlarımı okşa...  kulaklarım ve ensem... olmayan ayaklarım... ve tüm yorgun bedenim... yıka beni... kefen yakışsın... tabut beğensin... topraktım toprağa bırak beni... ört üstümü ört!... sakat düşünceleri görmüyeyim... Devamı

10 01 2007

KARINCA VE AGUSTOS BÖCEĞİ

KARINCA VE AGUSTOS BÖCEĞİ Ağustos böceği ve karınca fıkrasını, 3 ülkeye Gore Üç farklı şekilde yazmışlar. ÇİN ERSİYONU Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder. Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın yazı geçirir. Ve kıs gelir. Karınca sıcacık yuvasında karni tok bir şekilde kişi geçirirken, Ağustos böceği açlık ve soğuktan iki gün sonra ölür.FRANSA VERSİYONUKarınca bütün yaz boyunca çalışır ve kıs için evini, yiyeceklerini  hazır eder. Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın barlarda yazı geçirir. Ve kış gelir. Karınca sıcacık yuvasında karni tok bir şekilde sıcacık kişi geçirmeye hazırlanırken kapı çalar. Bakar elinde bavulu ağustos böceği;-Ne haber aptal komsum? Kışı geçirmek için Karaip Adaları’na gidiyorum da, bir isteğin var mı sorayım dedim. Hadi bana eyvallah.TÜRKİYE VERSİYONUKarınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder.Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur  patlasın, çal oynasın yazı geçirir.Ve kıs gelir.Karınca sıcacık yuvasında karni tok bir şekilde kişi geçirirken,ağustos böceği bir basın toplantısı düzenleyerek, 'Etrafta onca aç ve üşüyen varken, karıncalar nasıl bir vurdumduymazlıkla sıcacık yuvalarında yasayabiliyorlar'diye olayı kamuoyunun vicdanına sunar.--ATV, KANAL D, STAR zavallı aç ve açıktaki ağustos böceği ile karni  tok sırtı pek karıncanın resimlerini yan yana yayınlayarak tarafları tartışmaya davet eder.Türkiye olayın şokunu yasamaktadır. Nerededir bu devlet? YBKD(Yeşil Böcekleri Koruma Derneği) 'den bir temsilci Ati’deki TEKETEK programına çıkarak otuz yıldır çektikleri sefaletin tek nedeninin sırf yeşil renkli olmalarından kaynaklandığını anlatır.Dünyanın en taninmiş Nobel ödüllü yazarımız Orhan PAMUK ve taninmiş aydınlarımız olayı Avrupa düzeyinde protesto ederek Türkiye'yi kınarlar.Konu Bakanlar Kurulu'nda tartışmaya açılır ve Başbakan KANAL ... Devamı

28 11 2006

ayı yavrusunu nasıl besler

                             anne ayı yavrusuna balıl tutmayı nasıl öğretir? Anne ayı iyi bir avcıdır. Bu bilgisini yavrusuna da aktarmak ister. Balık avlarken bir iki yaşındaki yavru da annesinin yanındadır. Birlikte suya girerler… Anne ayı balık yakalar, birlikte yerler. Bu arada bir gelişme olur. Anne ayı, yakaladığı balığı ağzından suya düşürür, ancak balık ölüdür, yavru ayı onu hemen yakalar. Bu oyun haftalarca sürer. Anne ayının ağzından düşürdüğü balık her defasında biraz daha canlıdır!... Yavru ayı yine de o balıkları yakalar !... Suya düşen balıklar her defasında daha canlıdır ama yavru ayı da her gün daha usta bir avcı olmaktadır… Sonunda yavru ayı kendi başına balık yakalayacak kadar ustalaşır. Anne ayı bunu anlar. Artık ona balık vermez. Kendi artıklarından yemesini ve çevreden meyve toplamasını engeller. Yanına gelmek isterse ona vurur, taşlar kısacası yanından uzaklaştırır. Yavru ayı aç kalır… Bir gün aç, iki gün aç, üç gün aç, artık dayanamaz. Balık tutar. Balık tutmanın aslında çok zor olmadığını anlar. Balık tutmaya devam eder. Anne ayı çok mutludur. Yavrusuna balık tutmasını öğretmiştir.... Devamı

27 11 2006

BİR AŞK HİKAYESİ

    BİR AŞK HİKAYESİ                                Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek,bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üze... Devamı

28 10 2006

mektup

ASKERE MEKTUP Sevgili Hakkuş, mektubunu aldım. Senden mektup almak ne denli sevindiriciyse okuduklarım o denli üzücüydü... Demek askere gittiğinden beri bölük çavuşunuzun size, özellikle de sana yapmadığı kalmamış. ''Suçum olsa yanmam'' diyorsun. Sana inanıyorum dostum. Olur olmaz seni dövdüğüne göre, yazdığın gibi o herif asker ocağına yakışmayan sadistin teki...Sen sivilken ağzına kötü söz almazdın. Adamın beşiğinden mezarına kadar nesi varsa içinden sövdüğüne göre gerçekten çok sinirlenmişsin. Ama haklısın. Bende olsam nefret ederdim. Oysa hepiniz aynı vatanın evl adısınız. Neden ayırım yapıp en ağır işleri sana yaptırıyor ki???... Senin gibi aklı başında, sorumluluklarının bilincinde olan insana böyle davranmak için çok adi birisi olmalı. Zaten ''adinin teki'' demişsin. Neyse Hakkuş, vatan borcu bu... Herşeye, insanlıktan uzak olan çavuşuna bile katlanıp, vazifeni yerine getirmelisin. Sen yine elinden geldiğince iyi asker olmaya çalış. Beni de mektupsuz bırakma. Mektupları dışardan yollamakla iyi ediyorsun. Çavuş iti okursa birde mektuplar için dayak yersin sonra. Özlemle gözlerinden öperim. DOSTUN RECAİ.... ASKERDEN MEKTUP Ulan Recai iti, ben sana ne zaman mektup yazdım? Hele ki o Allah’ ın belası mektubu? Mektuplarımızın okunduğunu bildiğin için bu adiliği yaptın dimi köpek? Senin yüzünden gül gibi çavuşumun bana yapmadığı kalmadı. Tonla dayak...Bir hafta da hapis cezası yedim. Çavuş beni bölüğün önüne çıkarıp ''KARŞINIZDA ORDUMUZUN EN ŞEREFSİZ ASKERİ DURUYOR'' dedi. Ne dediysem, senin nasıl adi bir yaratık, mektubunun da o eşşek şakalarından biri olduğuna inandıramadım. Bir daha mektup falan yazma. Zaten, ilk izne gelişimde ellerini un ufak edeceğim. Birkaç yıl eline kalem alamayacaksın. En kısa zamanda başına bir kaza gelmesini, sürüm sürüm sürünmeni dilerim. İt oğlu it seni… HAKAN…. ASKERE MEKTUBMerhaba Hakkuş yanında olamadığım, acılarını paylaşamadığım için kahroluyorum. Mektuplarını okuduk... Devamı

27 10 2006

gittin

Devamı

27 10 2006

BEN HER EYLÜL ÖLÜRÜM

BEN HER EYLÜL ÖLÜRÜM ben her eylül ölürüm bir çınar yaprağına biner salınarak inerim yeryüzüne   ben her eylül ölürüm bir deli rüzgar katar beni önüne tepeler beni bir toynak ya da bir postal ezer sonra yağmur yağar üstüme üşürüm   ben her eylül ölürüm karışırım yeraltı sularına kumlu topraklardan süzülür killi topraklarda durulurum   ben her eylül toprağın koynuna girer girer uyurum                                            fatih ... Devamı

23 03 2006

KURABİYE HIRSIZI

            Bir gece genç bir kadın havaalanında uçağının kalkmasını bekliyordu. Daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket de kurabiye alıp, kendisine oturacak bir yer buldu ve kitabını okumaya başladı.           Kendisini okumaya öyle kaptırmıştı ki, yanında oturan adamın aralarındaki paketten birer birer kurabiye aldığını paket yarıya geldiğinde fark edebildi. Görmezden gelmeye karar verdi. Gözü bir yandan da saatteydi, "kurabiye hırsızı" yavaş yavaş kurabiyelerini tüketirken. Her kurabiyeye uzandığında adam da uzatıyordu elini.  Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca " Bakalım şimdi ne yapacak?" dedi kendi kendine. Adam yüzünde bir gülümsemeyle son kurabiyeyi aldı, ikiye böldü. Yarısını ağzına atıp, diğer yarısını kadına uzattı. "Aman Allah'ım , ne cüretkar ve kaba bir adam" diye düşündü kadın. Hayatında bu kadar sinirlendiğini hatırlamıyordu.           Uçağının kalkacağı anons edildiğinde eşyalarını topladı ve dönüp "kurabiye hırsızı"na bir kere bile bakmadan, çıkış kapısına yürüdü. Uçağa bindi, koltuğuna oturdu. Bitmek üzere olan kitabını almak için çantasını açtı ve çantanın içinde duran bir paket kurabiyeyi gördü. Adamın onunla kurabiyelerini paylaştığını, özür dilemek için çok geç olduğunu anladı üzüntüyle. Kaba ve cüretkar olan "kurabiye hırsızı" asıl kendisiydi. ... Devamı

23 03 2006

son bir düşün

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden  çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle, kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.  Hemen oğlunun yanına koşmuş ve sinirli ve gayri ihtiyari  çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. ve olan olmuş Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da, elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını  kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp,  gözlerini açtığında, bandajlı ellerini farketmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım, kamyonuna  zarar verdiğim için çok üzgünüm," demiş ve sonra  babasına şu soruyu sormuş:     "Parmaklarım ne zaman  yeniden çıkacak?""Babası eve  dönmüş ve intihar etmiş....Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğinağladığını işittiğinizde bu  öyküyü anımsayın. Çoksevdiğiniz birine karşı  sabrınızı yitirdiğinizianladığınızda, önce biraz  düşünün.Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman  onarılamaz;Genellikle kişiyle performansı arasındaki farkıgöremeyiz.Insan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakatöfkeyle ve  düşünmeden yapılan şeyler, insanısonsuza  kadarrahatsız eder. Durun ve düşünün. Hareketegeçmeden önce  düşünün.,Sabırlı olun. Anlayış  gösterin ve sevin... Devamı